İnsan farkında değildi "hiç bir şey"in. Hiç neydi, ne hiçdi bilemedi; bir neydi, ne birdi bulamadı; şey neydi, ne şeydi olamadı. Hiç, bir şeydi. Bir, şeydi. Şey neydi? (Şey hiç ve birdi.) Hiç bir fena ise, fenalıkta da bir şeyler vardı. Kavramak için dolandığım zihnimin snepsleri arasında kaybetmişken kendimi, kendime bi yol tayin etmeye karar vermeliydim. Verdim de. Fakat kaybolmak, yaşamın belirtisiydi, buldu beni, verdi bana beni, kına yakmak kaldı geriye. Bir şeyin bir şey olması kaçınılmazdır. Basitliği ve mürekkepliğini bir kenara bırakmalıydı ancak mürekkeplik var idiyse kendinde o zaman basitlike seyralmalıyızdır. Önemli olanında buraya inmenin ehemmiyetidir. Buraya inebilmek, öze inmekle eşdeğerdir, yani cevhere. Arazlardan azadeliğinde geriye ne kelepçe kalacaktır ne de tasma. O zaman inmek gerek, çıkmak için. Fena olmaklığın en derin merhalesidir. Mürekkepliğinde üç mertebe zahir: Şeyh, Rasul ve Allah. Kendini, diğerinde bir etmenin adıdır o. Duyan kulak, gö...
Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir, Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni, Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı, Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...