Ana içeriğe atla

DİĞER BİRİ

  Dinlemek için: Riopy - Drive


 Büyük balık küçük balığı yer diye bir cümle vardır. Uyarlanılan insanlar içinde ve kendi vicdanlarıyla bu cümleye sığınan. Yazık! Oysa balık yani hayvan ve insan aynı değildi. Bu insanımsılar kendi vicdanlarını bununla rahatlattıklarında şunu anlayamıyorlardı: bu hareketimle insanlığımı elimden alıyor, kaybediyorum. Ve yok ediyorum. 


Oysa insan, insandı; hayvan da, hayvan. Büyük insan, zengin insan, edebli insan velhasıl insan gibi insan küçüğüne yaptığı büyüklük kadar büyük, yaptığı yardım kadar zengin fakire; edebiyle davrandığı kadar insandı edebsiz olanlara. Nerede böyle insanlar deme! Kim verir, yapar yardım bu zamanda da deme! Deme işte. Çünkü ne zamanla alakalıdır insanlık, büyüklük, edebli olmak ne de mekanla alakalı. 


Büyüklük, insanlık derken: hayvanın yaptığı büyüklük ile insanın ki farklıdır ve bunu siz de biliyorsunuz ey insanlar!


Büyüklüğünüz, küçüklerinize yaptığınız büyüklük derken de, ne büyüklük ama değil, mesela biliyorsun bir şeyler ve bunu öğretiyorsan sen büyüklük yapmışsındır yahut öğretmiyorda sırf nefsin için biriktiriyorsan her neyin varsa, sen büyüklük yapmıyor ve bu cümleyi yani büyük balık küçük balığı yutar diyerek eziyorsan bil ki, bildiğin bildiğin değil! Öğretemiyorsan bu büyük ve ali cenab hüviyet sana layık değil ve sen aslında layık bile değilsindir insanlığa!


Bir düşüm, bir düşün ve paylaş! Paylaştıkça çoğalır; paylaştıkça azalmaz, kaçmaz, gitmez. Bu böyledir. Fakat denemeden nereden bileceksin ki, sevgiyi, paylaşmayı, gülümsemesini bir yüzün veya ağlayış birileriyle mutluluk vermiyorsa sana at kendini şu denize hem sen kurtul bütün dehlizlerinde var olandan ve yok olmaya meyyal olan bütün bıraktınlarından. 


Oysa çoğalalım yahut azalalım, çoğalsın ya da azalsın. Ne kaybetmişsindir ki, insanlığından. Asıl önemli olanı burası değil mi?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...