Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Der'i Mefâsid

Yollar, yollar ve yol. Bazen hüznü barındırırken insandan bir şeyleri alıp, bir şeyler vermeyi vadedendir. Hayat kendi kurallarıyla kendi ev sahipliğini yaparak ağarlarken sofradan kimin kalkmasının gerekliliği konusunda ne en yaşlısı ne en genci olarak karar vermediğine göre, nasıl bir mekanizmayla inşasını bize izhar eder? Ne der? Soluğun ensemizde hissedilmesi her an, anbean, her zerrede esrarın mihengini bütün duyularımıza ünleyerek kendi sesini ve götürmek isterken bizi, bizim istemediğimiz herhangi bir yer olsa dahi. Bir yol var ve fakat sonunda uçsuz bucaksız bir kıyı ve şeridinde herhangi bir sınır barındırmayan.  Bir yol var ve ancak, fakatlara takılı kalmış, debdebe içerisinde boğarken kendini, kendiyle birlikte, beraberliği de götüren, buna asla bir katre de olsa göz yaşı dökmeyen, dökmeye çalışanın varlığını bilip, herhangi bir hisle arkasına dönüp baktığında kimseyi göremediğini anladığında, anlamın izharında habis bir şey olduğunu bilerek "elbet bir hinlik vardır sen...

KOPUŞ

Dünyanın rengi varmış gördüm.  Buluttan inen her damlanın bir meleğin indirebileceğini kavradığımda, kadavranın en fazla toprağa bir kaç gram ağırlığı olduğunu bildiğimde, inledigim her anın aslında bir dünya nimeti olduğunu indinde, dünyanın bir rengi vardı, gördüm. Kördüğüm olan her sinenin döneminin ölümsüzlüğünün diğer sinelerde bir yer edinişini ve buna girmek için bir hayli deli müsemma olunacağını anladığımda kördüm ve boğmak için körlüğü doğmadan sıvadım kolları, bir model vardı, baktım, baktım, baktım.. ta ki taklayana kadar dizlerimin üzerine, ellerimin üzerine alnımın ve ayak parmaklarımın yerde emince kalmasını sağlayacak için biçimden biçime, içinden içime, içimden içine bir bağ kurulana kadar, ne denli sudan bahane olsa da geri döneceğimi bile bile, inleyerek de olsa önünde kapının dondum kaldım, kalakaldım, karakolumdan tutarak karakola teslime kadar boynumu hunharca emrine amade edemediğimi, buna karşın karşı karşıya kaldığımın senin merhametin ve lütfun olduğunu ik...

Ölüş sırrı ne kadar da yakındı oluş sırrına

Yiyende ölüyor yemeyen de demişler, zırt etmişler ama bilmemişler. Bilselermiş birazcık da izan olaymış, bu sonuca ulaşmazdı. Ulaşmış demek ki, bir yol var ifsada meyyal olanda kim kalırmış geride deyü, topyekûn bir olarak mantık ve akla ikna yoluyla heves tokmağında döven, çıkan karışımı heva havanına alıp üzerine güzelleme ve cezbedici renkleri ekleyip, sunumunun gayet tabii ve dikkate calip bir şekilde yapılan ve yapılanının da karşı koymaya mecali kalmayacak şekilde yoran ve bitap düşüren.  Fakat bunu da ona yaparken yorulmak ve bitap düşmenin bir tür ibadet mahiyetinde olduğunu oshocu bir dil ile merakı kamçılayan; kamçıla kamçıla köle edene kadar kendine ve bal sürerek yalnızca göze ve dolayısıyla akla.  Bunu kabule maruz kalan bilinç kendini aydın ve entelektüel sanmasın da ne yapsın. Hamdım, aha piştim diye duyumsamasında ne yapsın. Ne yapsın bir şey sanmasın da kendini, kendine geldiğini "nosce te ipsum" ile ölçmesin, biçmesinde ne yapsın...