Ana içeriğe atla

KOPUŞ

Dünyanın rengi varmış gördüm. 
Buluttan inen her damlanın bir meleğin indirebileceğini kavradığımda, kadavranın en fazla toprağa bir kaç gram ağırlığı olduğunu bildiğimde, inledigim her anın aslında bir dünya nimeti olduğunu indinde, dünyanın bir rengi vardı, gördüm. Kördüğüm olan her sinenin döneminin ölümsüzlüğünün diğer sinelerde bir yer edinişini ve buna girmek için bir hayli deli müsemma olunacağını anladığımda kördüm ve boğmak için körlüğü doğmadan sıvadım kolları, bir model vardı, baktım, baktım, baktım.. ta ki taklayana kadar dizlerimin üzerine, ellerimin üzerine alnımın ve ayak parmaklarımın yerde emince kalmasını sağlayacak için biçimden biçime, içinden içime, içimden içine bir bağ kurulana kadar, ne denli sudan bahane olsa da geri döneceğimi bile bile, inleyerek de olsa önünde kapının dondum kaldım, kalakaldım, karakolumdan tutarak karakola teslime kadar boynumu hunharca emrine amade edemediğimi, buna karşın karşı karşıya kaldığımın senin merhametin ve lütfun olduğunu ikrar ile tekrar tekrar ve tekrar ismini pelesenk ederek dilime, bekledim öylece kalbime inmesini. 
Beklemek bitmiyordu. Bir şeyler mi tersti, yoksa bu terste bir işlik olmasa nasıl bunca bekleyişle kötürümler ayyuka çıksa gerek. Çıksa gerek karşıma artık bir yerinde hayatımın, neden devam ettiği sorusuna bir cevap. Almam gerekti bana lazım olanı ve koymam çoktan koynuma. Oysa koynum boş, dünya ise, loş. 
Beklemekten beklemeye geçiş bu olsa gerekti. İşte bitiyor. Bitiyor bitmekte olanı, sanki kalırmışçasına çarşısında.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...