Dünyanın rengi varmış gördüm.
Buluttan inen her damlanın bir meleğin indirebileceğini kavradığımda, kadavranın en fazla toprağa bir kaç gram ağırlığı olduğunu bildiğimde, inledigim her anın aslında bir dünya nimeti olduğunu indinde, dünyanın bir rengi vardı, gördüm. Kördüğüm olan her sinenin döneminin ölümsüzlüğünün diğer sinelerde bir yer edinişini ve buna girmek için bir hayli deli müsemma olunacağını anladığımda kördüm ve boğmak için körlüğü doğmadan sıvadım kolları, bir model vardı, baktım, baktım, baktım.. ta ki taklayana kadar dizlerimin üzerine, ellerimin üzerine alnımın ve ayak parmaklarımın yerde emince kalmasını sağlayacak için biçimden biçime, içinden içime, içimden içine bir bağ kurulana kadar, ne denli sudan bahane olsa da geri döneceğimi bile bile, inleyerek de olsa önünde kapının dondum kaldım, kalakaldım, karakolumdan tutarak karakola teslime kadar boynumu hunharca emrine amade edemediğimi, buna karşın karşı karşıya kaldığımın senin merhametin ve lütfun olduğunu ikrar ile tekrar tekrar ve tekrar ismini pelesenk ederek dilime, bekledim öylece kalbime inmesini.
Beklemek bitmiyordu. Bir şeyler mi tersti, yoksa bu terste bir işlik olmasa nasıl bunca bekleyişle kötürümler ayyuka çıksa gerek. Çıksa gerek karşıma artık bir yerinde hayatımın, neden devam ettiği sorusuna bir cevap. Almam gerekti bana lazım olanı ve koymam çoktan koynuma. Oysa koynum boş, dünya ise, loş.
Beklemekten beklemeye geçiş bu olsa gerekti. İşte bitiyor. Bitiyor bitmekte olanı, sanki kalırmışçasına çarşısında.
Yorumlar
Yorum Gönder