Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

DAHA DAHASI

Mûsikî mi, içinde oluşturduğun senfoniyi dinle! (Bunu dinlemeye çalıştığında duyacaksın, ama kulağınla değil, gönlünle..)  "Hiç beceremem bir kıza hediye almayı" denildiğinde aslında karşıdakini tanımadığını ima ediyordu bu söz ve yerini bulmuştu sözler içinde. Hediye, hediye olmak bakımından öncelikle karşıdakini tanımayı gerektirir. Mesela bir insan, sokaklarda dolaşırken yani gezinirken efkarında bir bazı şeylerin hallolmasını ister bazen, bazen bu hallolması gereken içsel olabilir veya dışsal olur. Ya da bir çiçek verdiğinde bir kadına birileri, aslında ona bir çiçek vermiyor onun içsel bir eksikliğini bildiğini ima ediyordur bu hediyesiyle. Çiçek maddedir yani solacaktır ve fakat onun verilen içsel bir ima ve ondaki eksikliğin giderilmesi aynı japonlarda eskiyen bir fincanın kırılmasında altınla birleştirilmesi gibi bir durumdur. Bundan dolayı "eskimek güzel ama eksilmedikçe" denilmiştir.  Yani mesele beceremeyiş değil, tanımayıştır. Buda karşıdakine değer veri...

DAHASI

"Ne güzel İstanbul bee" derdi Çakır. Burada belki de tozpembeliği anlatıyordu. Hoş zaten İstanbul güzel, fakat "Ne güzel" deyimi "bee" ile birleştiğinde biraz, "boş yapmalığı" birazda "yapabilirsin ama çok değilliği" ifade ediyor gibi. Peki İstanbul güzel, güzel de güzel hatta ne güzel, fakat o bee. Ah o beeler. Bizim bitabımızın göstergesidir. Biraz küçümseme barındırır, biraz da ne alayı.  Fakat asla bırakmaz yarı yolda, tutar elden ve devam ettirir sloganlaşan mottoları ve mottolarda barınan hakikat perdesinin kaldırılışındaki buhranı. -mı diyecekken, alıp götüren bir efkar basmaz mı geçmişten gelen anılarıyla insanı? Bakma olduğu gibi güzeldir herşey. Şey çirkindir, güzeldir her. Devamlı olan yani istimrar ve istikrar her zaman kazananlarındır gibi.  Kazananlar devamlı istikrar ve istimrar sahibi miydiler denirse, belki ya da değil süreksizliğin eş anlamıydı denir belki de Melih Cevdet'in dediği gibi. Gibiler çoktur, biz İstanbu...

GİBİSİ

Dinlersin diye:  Riopy - Attraction Biliyorum hatalıydım, ve ne kadar sıralarsam sıralayayım, hepsinde payeme düşen elbette benimdir. Ve üzgünüm.  Geri kalmayan arkadaşlıklardan başlamak gerek belki de öncelikle. Ben sustum doğal olarak onlarda sustular. -Hani aynasıydı insan insanın ya öyle işte.- Sustum şöyle veya böyle susturuldum, uzaklaştırıldım sizlerden cebren ve bu cebriyete sustum, hatalıydım. Gitmemeli miydim, bilmiyorum; gitmeli miydim bilmiyorum. Gitmemeyi yeğlerdim belki, o zamanda da bu zamanda da efkarım bu yönde ancak gönderildim. Dolayısıyla gittim. Ve özür dilerim. Kaybetmekten korktum ve kaybettim. Üzüldüm uzun zaman, kahroldum. Fakat sonradan bir zaman geldi. Ve ben, anladım ki geçici olan şeymiş arkadaşlıklar, kalıcı olanı ise dostluklarmış. Ve yanılmışım dost olarak addettiğim için her birinizi. Bundan dolayı kendimden de özür dilerim.  Geride kalan zamanla devam etmek gerekir belki de. Zaman, en bilinmeze doğru kayan ve bir o kadar da nasıl ya bile ...

AYRICASI

Belki dinlerdin diye:  "Main Theme" Sword Art Online O gün geldiğinde gidecektik.  Ne zaman kaldık buralarda, yahut kaldığımız, kalıyoruz, kalacağımız dediğimiz ya da öyle olmasını düşündüğümüz zaman ve mekanlarda.  Bir yerde birileri kendini yakıyor, diğer yerde onunla birlikte bütün bildiklerimiz ve bilmediklerimizle beraber bütün benliğimiz. Acaba biz yani iki ayağı ve bunlarda on parmağı olan, iki eli ve bunlarda da ayaklarda bulunanlara nazaran daha uzun olan, kafası ve kafasında iki gözü, iki kulağı, bir ağzı, ağzında dişleri ve ilk başta olmayan sonradan çıkan ve daha sonrasında dökülen bunlar ve dahası olan bizler, benliğimiz neredeler, hani Doğan beyin dediği sen ve ben gafletinden arınıp da biz olan o bilinçli biz, neredeler. Neredeler bizden biz çıkınca yine biz kalır düşüncesi. Neredeler sizsiz, sensiz ben ve bizler. Çıkıyor bahtı gönlümün kara ellerin buhranına girmekten, kendinden. Ne kendi kendine bir kendi, ne de kendisiz kalmış bir ve iki.  Doğmayaca...

BİR DİĞERİ

  Dinlersin diye:  Qlafur Arnalds - Loom       İlgi, alaka, bağ, sevgi... Ve yasalar: seveceksin, alakalanacak, ilgilenecek, bağlanacaksınlarla boğuşurken içeride, dikteye maruz kalarak ve elbette mecburiyet beyan eden bir olguyla yaklaşım, neticenin ne vereceğinin bir göstergesi olmak durumunda kalıyor. Yani, "hayır! yapmıyorum.." sonra mesele kendini niyeye, nedene terkeder. "Neden yapmalıymışım ki?"   Bu maruziyyete mazeret bina etmek kolay. Mesela: hıhlayarak omuz silkiş ve bununla gidiş. Kolay çünkü açıklanması gereken kişi dışarıda değildir, tatmin edilmesi gereken. Buranın acaba(?)sında bir gürz inmiş olsun, her yüreğin kemendinde bulunan bîgânelere ve dahi ensesinden tutulmuş ve atılmışken boğaz harbinin ortasına yani sinemden süzülürken her çıkan kelimenin indirmesi aklıma binlerce suali ve boğumlanan dilim. Elîm bir duygu, fakatında takılı kalınca soru: acaba mecnun muyum, yoksa meczub mu?... Ah ne bu büklümlüğün getirdiği haz ve yoz, oysa yoz ve ...