"Ne güzel İstanbul bee" derdi Çakır. Burada belki de tozpembeliği anlatıyordu. Hoş zaten İstanbul güzel, fakat "Ne güzel" deyimi "bee" ile birleştiğinde biraz, "boş yapmalığı" birazda "yapabilirsin ama çok değilliği" ifade ediyor gibi. Peki İstanbul güzel, güzel de güzel hatta ne güzel, fakat o bee. Ah o beeler. Bizim bitabımızın göstergesidir. Biraz küçümseme barındırır, biraz da ne alayı.
Fakat asla bırakmaz yarı yolda, tutar elden ve devam ettirir sloganlaşan mottoları ve mottolarda barınan hakikat perdesinin kaldırılışındaki buhranı. -mı diyecekken, alıp götüren bir efkar basmaz mı geçmişten gelen anılarıyla insanı? Bakma olduğu gibi güzeldir herşey. Şey çirkindir, güzeldir her. Devamlı olan yani istimrar ve istikrar her zaman kazananlarındır gibi. Kazananlar devamlı istikrar ve istimrar sahibi miydiler denirse, belki ya da değil süreksizliğin eş anlamıydı denir belki de Melih Cevdet'in dediği gibi. Gibiler çoktur, biz İstanbul'a dönelim:
Bütün mesele bunlardan mı ibaret, değil! İstanbul güzeldi. Her güzel şey gibi kaybediyor zamanla güzelliğini. Geriye çirkinlik mi kalıyor? Elbette hayır! (Yani bazılarına göre kalabilir, bir şey demiyorum) Fakat esamesi okunmaz oluyor zamanla, okunmaz oluyor kitabede yazılanlar; bütün dokunuşlardan, kahredişlerden, estetik katalım derken yapısal çöküntülerin getirdikleriyle ve dahası. Dahası, ne olsun, İstanbul güzel, güzel İstanbul ne bee...
Buranın bağlanılması gereken bir yerde belki tozpembeliğidir hayatın. Oysa hayat bazen toz, bazen pembedir. Fakat asla tozpembe değildi/değilmiş/değildir. Yani insan zamanla anlıyor zamanı ve yaşamın götürdükleriyle, geri kalanlarını ve götürdüklerinin anıları/hatıralarını.
(Bursa'da güzel! İstanbul'a baktığı için. Hem yeşil hem de yokuştan inerek yolun bulunuşu aratmıyor çoğu zaman Kahramanmaraş'ı. Bu durumda İstanbul mu, Bursa mı, yoksa Kahramanmaraş mı güzel?)
Yorumlar
Yorum Gönder