Ana içeriğe atla

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı
Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı.

(Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası 
Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası)

Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü,
Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı.

(Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın 
Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış)

Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin,
Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası.

(Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın 
Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri)

Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir, 
Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı.

(Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle
Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri)

Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni, 
Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı.

(Ey neşe ve kederlerin son sığınağı 
Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri)

Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı, 
Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı.

(Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir 
Ey başlangıç ve sonun buluşma yeri)

Dalgın nazarlarından cûşân olan meâlin 
Mensiyyet-i ademdir mir'at-ı in'ikâsı.

(Dalgın bakışlarından taşmış olan mana 
Yoklukta unutulmaktır yansıyan aynada)

Fecrinde müncelîdir bir lem'a-i şebâbın, 
Son saatinde cûşan elvân-ı intifâsı.

(Gençlik parıltısı şafağında parlar
Sönen renklerdir son zamanında)

Leylinde mündemiçtir bir ye's-i zî-sükûnun 
Ulviyyet-i vekârı, ciddiyet-i adâsı.

(Onun gecesinde sessiz bir ümitsizlik gizlidir
Vakarının yüceliği, edasının ciddiyeti vardır)

Bîdâr olan kulûbu eyler hudû'a dâ'vet, 
Fevkindeki tuyûrun elhân-ı cenfezâsı.

(Uyanık kalpleri tevazuya davet eder
Üstündeki kuşların cana ferahlık veren nağmeleri)

Şeb zinde-dâr-ı derdin âhile yek edâdır, 
Bûmun kulûba vahşet ilkâ eden sadâsı.

(Derdiyle sabahlayanın "ah"ı tek edasıdır
Baykuşun kalplere korku salan sadası)

Bir girdibâd-ı haşyet teşkil eder önümde, 
Ervâh-ı âfilînin tekbîr-ı i'tilâsı.

(Önümde korku kasırgası belirir 
Kaybolan ruhların yükselen tekbirleri)

Bir başka hâl vermiş bu mahşer-i sükûna, 
Bâlây-ı asumandan mahın sönük ziyası.

(Bir başka hal vermiş bu sessizlik yerine
Göğün yüksek yerinde ayın sönük ışığı)

Divan-ı Kibriyanın te'sîr'i dehşetinden, 
Eyler sücûdu imâ ahcârın inhinası.

(Allah'ın yüce divanının dehşetli tesirinden 
Secdeyi andırır taşların eğilmesi)

Pîrâmınında dâir bir mûsîkâr-ı huznin, 
Muhrik terânesinden aks eyleyen nevâsı.

(Hüzün dağıtan kuşun etrafında dönen 
Yanık sesinden akseden ahengi)

Binlerle hânümânın eczâ-yı tar-ü marı, 
Her kabza-ı türabı, her zerre-i hevâsı.

(Binlerce hanenin harap olmuş parçası 
Her avuç toprağı, her zerrelik havası)

Binlerle nâzeninin cism-i latifi olmuş. 
Cevfindeki hevâmın en müntehâp gıdası.

(Binlerce nazeninin, güzel bedeni olmuş.
Karnımdaki havanın en güzel gıdası)

Bin vak'a-i ciğersûz eylerdi aklı talân, 
Bir kabza-i türâbın söylense mâcerası.

(Aklı harap ederdi, binlerce yürek yakan olay
Bir avuç toprağın başından geçen anlatılsa)

Sensin muhiti derdim ey mehbit-i meâli, 
Hakk'ın muhat olaydı âfak-ı kibriyası.

(Ey ulviyyetin tecelli yeri, sensin derdimi kuşatan
Allah'ın yücelik ufuklarını kuşatmış olsaydın (keşke))


* İlk defa böyle bir deneme işine giriştim. Bir çok hatam var, bundan dolayı tenkidin yapıcılığından istifade etmek adına bunu yayınlamayı düşündüm. 

** Parantez içleri şiirin beyitlerini kısmen motamod kısmen muhteva ifadeleriyle ele almış bulundum. Akıl, zeka, sözlük, yapay zekalardan kopya çektim. 

*** Ferit KAM - dini felsefi sohbetler, DİB yayınları, s. 117-120.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...