Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı
Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı.
(Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası
Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası)
Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü,
Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı.
(Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın
Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış)
Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin,
Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası.
(Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın
Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri)
Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,
Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı.
(Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle
Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri)
Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,
Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı.
(Ey neşe ve kederlerin son sığınağı
Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri)
Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,
Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı.
(Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir
Ey başlangıç ve sonun buluşma yeri)
Dalgın nazarlarından cûşân olan meâlin
Mensiyyet-i ademdir mir'at-ı in'ikâsı.
(Dalgın bakışlarından taşmış olan mana
Yoklukta unutulmaktır yansıyan aynada)
Fecrinde müncelîdir bir lem'a-i şebâbın,
Son saatinde cûşan elvân-ı intifâsı.
(Gençlik parıltısı şafağında parlar
Sönen renklerdir son zamanında)
Leylinde mündemiçtir bir ye's-i zî-sükûnun
Ulviyyet-i vekârı, ciddiyet-i adâsı.
(Onun gecesinde sessiz bir ümitsizlik gizlidir
Vakarının yüceliği, edasının ciddiyeti vardır)
Bîdâr olan kulûbu eyler hudû'a dâ'vet,
Fevkindeki tuyûrun elhân-ı cenfezâsı.
(Uyanık kalpleri tevazuya davet eder
Üstündeki kuşların cana ferahlık veren nağmeleri)
Şeb zinde-dâr-ı derdin âhile yek edâdır,
Bûmun kulûba vahşet ilkâ eden sadâsı.
(Derdiyle sabahlayanın "ah"ı tek edasıdır
Baykuşun kalplere korku salan sadası)
Bir girdibâd-ı haşyet teşkil eder önümde,
Ervâh-ı âfilînin tekbîr-ı i'tilâsı.
(Önümde korku kasırgası belirir
Kaybolan ruhların yükselen tekbirleri)
Bir başka hâl vermiş bu mahşer-i sükûna,
Bâlây-ı asumandan mahın sönük ziyası.
(Bir başka hal vermiş bu sessizlik yerine
Göğün yüksek yerinde ayın sönük ışığı)
Divan-ı Kibriyanın te'sîr'i dehşetinden,
Eyler sücûdu imâ ahcârın inhinası.
(Allah'ın yüce divanının dehşetli tesirinden
Secdeyi andırır taşların eğilmesi)
Pîrâmınında dâir bir mûsîkâr-ı huznin,
Muhrik terânesinden aks eyleyen nevâsı.
(Hüzün dağıtan kuşun etrafında dönen
Yanık sesinden akseden ahengi)
Binlerle hânümânın eczâ-yı tar-ü marı,
Her kabza-ı türabı, her zerre-i hevâsı.
(Binlerce hanenin harap olmuş parçası
Her avuç toprağı, her zerrelik havası)
Binlerle nâzeninin cism-i latifi olmuş.
Cevfindeki hevâmın en müntehâp gıdası.
(Binlerce nazeninin, güzel bedeni olmuş.
Karnımdaki havanın en güzel gıdası)
Bin vak'a-i ciğersûz eylerdi aklı talân,
Bir kabza-i türâbın söylense mâcerası.
(Aklı harap ederdi, binlerce yürek yakan olay
Bir avuç toprağın başından geçen anlatılsa)
Sensin muhiti derdim ey mehbit-i meâli,
Hakk'ın muhat olaydı âfak-ı kibriyası.
(Ey ulviyyetin tecelli yeri, sensin derdimi kuşatan
Allah'ın yücelik ufuklarını kuşatmış olsaydın (keşke))
* İlk defa böyle bir deneme işine giriştim. Bir çok hatam var, bundan dolayı tenkidin yapıcılığından istifade etmek adına bunu yayınlamayı düşündüm.
** Parantez içleri şiirin beyitlerini kısmen motamod kısmen muhteva ifadeleriyle ele almış bulundum. Akıl, zeka, sözlük, yapay zekalardan kopya çektim.
*** Ferit KAM - dini felsefi sohbetler, DİB yayınları, s. 117-120.
Yorumlar
Yorum Gönder