Bir gün bir yazı okumuştum kişinin sevdiği yerde yaşabileceğine, sevmiyorsa aksinin olacağına dairdi. Yaşamayı gerekli kılan ve birincil şartı olan sevginin, temelinde ne vardı onu düşledim.
Gördüm ki bakış var. Bakış derken, onun bendeki son nokta olduğunu ve aslında onunda arkasında bir evre barındırdığını ve bununda içerisinde görüş, duyuş gibi soyutlukların barındığı bir şeyden bahsediyorum.
Daha öncesine en öncesine gitmek gerekse şayet hayata başladığımız günden beridir bize, her hangiliklerle bizi inşa etmede ve devam etmekte ve de edecek de.
Önceliğin sonralığı olduğunu da düşündüm. Zaten hep öyle değil miydi. Her önceliğin sonralığı olması gerekirdi ki, öncelik öncelik olabilsin, sonraki sonralık. Sonrasının ne olduğunu zaman gösterecekti ama önceki bu sonralığı inşa etmeye etkendi. Bunu bildim.
Ama zaman geçtikçe cahilleşiyorum. Cahilliğin ne ile muttasıf olduğunu ifade etmeli belki önce. Cehalet öncelikle bilmek ve bilmemek skalasında bilmemeye tekabül edendir. Bilmek ilimdir. Bu durumda ilim ve cehl karşıt olur. İlmin olduğu yerde cehaletin barınmaması gerekir.
Her şeyin mikro ve makro ölçeği olarak ifade edilen ve eski ifadeyle külli ve cüzi ifade biçimleri mevcuttur. Aynı şey cüzi de farklı külli de farklılık meydana getirebilir. Bir elma yemek cüzidir, ama elma yiyemez hale gelmek külli. Buradaki külliyet her ne kadar ölüm döşeğine sokmuş olabilirse de kişiyi. Bir çok farklı tezahürü olabilir ve bu durum yalnızca nicelik değil nitelik açısından da tezahür edebilir. Bu durumu cehle getirmek gerekirse cehlin nitelikselliği iki şeye karşı meydana gelir: kendine ve başkasına. Kendine cahil olan başkasına da pekala cahil olacaktır. Kendini bilmeyen başkasını da bilemeyecektir gibi.
Kendisini bilmek isteyen, başkasında gördüklerinin kendinde olduğunu kabul etmeliydi önce. Şayet bir mukayese yapılacaksa, bir ihtar yapılacaksa önce kendisine yapmalıydı.
Yorumlar
Yorum Gönder