Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

düşünsel varoş

 "İnsan, insanın kurdu" diye bir deyim vardır. Bu genel olarak, insanın insana yapabileceği kötülüklerden beri olmayacağını, olumsuz davranışlarda bulunabileceğini ifade eden bir mahiyete sahip olsa da; üzerinde biraz düşünüldüğünde şöyle yorumlar yapılabilir:  Birincisi, insan, insanın kurdu değil, insan insanı kurmuştur. Buna göre insan olabilmenin yegane yolu ister biyolojik açıdan ister mental yahut mistik açıdan insanı kuran yine insandır demek olabilir ve fakat böyle düşünüldüğünde kurt sözcüğünün aslında mecazı mürsel tarafından soyutlayıp, isim-fiil kalıbında telakki edilmesine yol açıyor. Bu durumda kurmak bir fiil olarak meydana getirmek, ortaya çıkarmak yahut çıkmasına vesile olmak gibi manalara havi bir durumda. Diğer yandan kurt araştırma ve soruşturma manasında olarak bu işin kurdu deyiminden hareketle insan, insanı araştıran, soruşturan manasında olsa yine onu ondan iyi anlayacak yoktur noktasına ulaşmak gerekiyor gibi.  İkincisi, insan insanın kurdu, aslın...

Anneler ve oğulları

 Herkes aynıdır demiyorum. Herkes aynı olmak zorundadır hiç demiyorum. Ama bu söylemde biliniz, birinin diğerini meydana getirdiği bir dünyada birbiriyle geçinemeyen, birbirlerini anlamayan, konuştuklarında konuştuklarını anlamlandırmaya çalışmayan iki bilinç ve dahi mefkure ve buna bağlı olarak şahıs bulunmakta ve vâ esefâ! Oysa bir nasılsın'a ömür feda edilmez miydi, bir nasıl gidiyor'a...  Belki şöyle düşünüyordum: Bulsan, seller akardı gözünden ışık ışık  Kaybetsen, ayaklarını titretirdi inin, dünyanın Herşey o tekmeyle başlardı ve sancılar Önünü alamazdı, sevinç bastıramazdı  Atlayarak gülerdi gözlerin, o sıra hep sen  Tek sen hissederdin ve çocuk, yaşamı  Aylar ayırırdı kordondan her ikisini  Bitmek bilmeyecek aşka, girişti bu  Kesiği makasın, artık birde iki değil  İkide biri öğrenme vakti, sonuç yine bir  Bundan sonrası hep bir gayret, hayret! En ednaya vuslat, çıkılacak son nokta  Yani cennet ve usun tamam sandığı Bir olsun...

Birinde Günlerin

 İstanbul'dayım, Üsküdar'da. Bir yağmur aldı oysa güllük gülistanlıktı en son, ve döndü an haşin ve ıssız hissettiren bir fırtınaya forteyle kalakaldım, kaçıştıklarını görünce insanların herhangi bir yana herhangi bir anlamsızlıkla tek anlamın ıslanmak ve sonradan bunun  getireceğine inandığı şeyden, yani kendinden kaçabileceğini düşünebilen zavallılığına ve de  Sen yanımdaydın. Kediydi hatta bir ara kendine kuytu bir köşe bulmaya çalışırken büzülen  sığınan, yanındaki bir tanıdığının, daha da bir  tanıdık olabileceğinin başlangıcı olan o anın getirdiği sıcaklığı duyumsayayım derken  tabiatın bazen acımasız olabileceğini unuttum  İnsanlar haklı mıydı şimdi yaptıkları şeylerde Sen yanımdaydın. Hiç bir kuş ve martı görünmez  olmuştu havada salınabilen bir o yana bir diğerine sen yanımdaydın. Ve ne yapmalıyım diye düşünüyorum Islanıyoruz bu bir şölendi, davet ya da teklif mi... Sen yanımdaydın. Sokakları da İstanbul'un bir hayli hayallerimden beni ba...