Ana içeriğe atla

düşünsel varoş

 "İnsan, insanın kurdu" diye bir deyim vardır. Bu genel olarak, insanın insana yapabileceği kötülüklerden beri olmayacağını, olumsuz davranışlarda bulunabileceğini ifade eden bir mahiyete sahip olsa da; üzerinde biraz düşünüldüğünde şöyle yorumlar yapılabilir: 

Birincisi, insan, insanın kurdu değil, insan insanı kurmuştur. Buna göre insan olabilmenin yegane yolu ister biyolojik açıdan ister mental yahut mistik açıdan insanı kuran yine insandır demek olabilir ve fakat böyle düşünüldüğünde kurt sözcüğünün aslında mecazı mürsel tarafından soyutlayıp, isim-fiil kalıbında telakki edilmesine yol açıyor. Bu durumda kurmak bir fiil olarak meydana getirmek, ortaya çıkarmak yahut çıkmasına vesile olmak gibi manalara havi bir durumda. Diğer yandan kurt araştırma ve soruşturma manasında olarak bu işin kurdu deyiminden hareketle insan, insanı araştıran, soruşturan manasında olsa yine onu ondan iyi anlayacak yoktur noktasına ulaşmak gerekiyor gibi. 

İkincisi, insan insanın kurdu, aslında insan insanın kurduğu olarak zaptedilen, ancak geleneğin sözlü kültürü içerisinde ğ harfinin aslında olmayışı ve bu harfin yazmada ancak kullanıldığı en azından İstanbul şivesi için düşünüldüğünde mantıklı gibi görünmektedir. Buna göre aslında ağaç diye yazılan bu sözcük â:ç olarak, değil olarak yazılan sözlük, dî:l olarak telaffuz edilmektedir. 

Son tahlil açısından bakılacak olursa, insan insanın kurdu değil yurdudur. Yurd insandadır, insandır, insanladır. İnsan insan olmak bakımından iyi ve kötü olarak kondurulan her ne kadar değer var idiyse, fiilleri açısından o yöne havale edilirler. Ve fakat fiil fiil olarak insanın kendisi değil, ondan sadır olandır. Madem ki ondan çıkmıştır, o, odur denilemez. Onun bu fiili şu açıdan şöyledir, bu açıdan böyledir denilir. Dolayısıyla iyi insan yoktur, kötü insan da yoktur. İnsanlardan çıkan iyilik ve kötülükler vardır. 

Kime göre, neye göre deme. Fıtrata göre..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...