Ana içeriğe atla

Birinde Günlerin

 İstanbul'dayım, Üsküdar'da. Bir yağmur aldı

oysa güllük gülistanlıktı en son, ve döndü an

haşin ve ıssız hissettiren bir fırtınaya forteyle

kalakaldım, kaçıştıklarını görünce insanların

herhangi bir yana herhangi bir anlamsızlıkla

tek anlamın ıslanmak ve sonradan bunun 

getireceğine inandığı şeyden, yani kendinden

kaçabileceğini düşünebilen zavallılığına ve de 


Sen yanımdaydın. Kediydi hatta bir ara kendine

kuytu bir köşe bulmaya çalışırken büzülen 

sığınan, yanındaki bir tanıdığının, daha da bir 

tanıdık olabileceğinin başlangıcı olan o anın

getirdiği sıcaklığı duyumsayayım derken 

tabiatın bazen acımasız olabileceğini unuttum 

İnsanlar haklı mıydı şimdi yaptıkları şeylerde


Sen yanımdaydın. Hiç bir kuş ve martı görünmez 

olmuştu havada salınabilen bir o yana bir diğerine

sen yanımdaydın. Ve ne yapmalıyım diye düşünüyorum

Islanıyoruz bu bir şölendi, davet ya da teklif mi...


Sen yanımdaydın. Sokakları da İstanbul'un bir hayli

hayallerimden beni başka hayallere sürükleyen

sürüm sürüm süründürken beni kulesine kızın

Pertevniyal'inden bir kafenin kafeininde mi bulmalı

yoksa sarılmalı mı kaynarcasına olana dek yüreğin

candan cana ulaşıncaya kadar kalden hale, anında


Alıp götürmeliydi diye düşünmüştük o an 

O an, anlamların herbirinin bir yana savrulduğu

Her anlamın kendi kavramının peşinde peşinen

hüküm icrasında bulunduğu bir hakim olduğu

olanla ölenin olmaklıklarında "acaba benim 

ne payım vardı burada" diye, benim neden 

payımın olabileceğini sorduğumla anladığımda

anlamlandırdığımda anlamlandırılacak olanları

"Ben de mi hakim oldum şimdi"yle kandıran

kendi beyliğinde sefilane hayat tarzının ibtidası

İstifasını vermek ne kadar uzun sürerse o 

denli harabat ehline dönüşmekte izhariyet, evet. 


Evet sen yanımdaydın, ve duyumsuyorduk 

senfonisinin icrasında yağanın silişiyle şeyi

her şeyden silebilmeye gücü olan şeyin. 


Sıklamdık şimdi. Sırılsıklam. Aşka aç, öcünde

boyun büken iki kişi, akıl yok artık önünde. 


Silinmişti helal ve haram. Akıl külfi mükellefiyet

Denirdi böylelikle ey Hayyamlaşan mecnuniyet



Rikkat et, mahkî et, hakk et, hukk etme el-insaf

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...