Ana içeriğe atla

Anneler ve oğulları

 Herkes aynıdır demiyorum. Herkes aynı olmak zorundadır hiç demiyorum. Ama bu söylemde biliniz, birinin diğerini meydana getirdiği bir dünyada birbiriyle geçinemeyen, birbirlerini anlamayan, konuştuklarında konuştuklarını anlamlandırmaya çalışmayan iki bilinç ve dahi mefkure ve buna bağlı olarak şahıs bulunmakta ve vâ esefâ!

Oysa bir nasılsın'a ömür feda edilmez miydi, bir nasıl gidiyor'a... 

Belki şöyle düşünüyordum:

Bulsan, seller akardı gözünden ışık ışık 

Kaybetsen, ayaklarını titretirdi inin, dünyanın


Herşey o tekmeyle başlardı ve sancılar

Önünü alamazdı, sevinç bastıramazdı 

Atlayarak gülerdi gözlerin, o sıra hep sen 

Tek sen hissederdin ve çocuk, yaşamı 


Aylar ayırırdı kordondan her ikisini 

Bitmek bilmeyecek aşka, girişti bu 

Kesiği makasın, artık birde iki değil 

İkide biri öğrenme vakti, sonuç yine bir 

Bundan sonrası hep bir gayret, hayret!

En ednaya vuslat, çıkılacak son nokta 

Yani cennet ve usun tamam sandığı


Bir olsun günler, iki; kırkına gelsin 

Hatta yılına: yaşına girsin, gülümsesin

Hatta imeğe emeklesin, yuvarlansın

Kalksın koyulmaya yola, düşsün: kalp sızısı 

Ama basmalı yürek içe, çünkü koyulacak


Çocuk:


Bir gün "Anne!" diyecek diller, "nerdesin?" 

Hınca hınç yükleniyor hayat, hardayım 

Nerdesin, lütfunla kerem et, zordayım 

Ah anne ah! Değilimlerle lütfundayım


Anne:


Göze ne hacet görmek için, o bağ kâfi 

Nakşıyla işli göğsün göğsüme ama hafi 

Olsun! Vâr olsun da isterse yara olsun 


-Olur, ikide birin birinde hep bir yara olur 


Anlamaz ğayr-ı sevgiyi, sanar ki boğar 

Bazen terlik fırlaması, çimdik cabası 

Hepsi "eskiden" söyleminin daniskası 

Ağla gözüm, anne insanın en hası, alası                                                    


Ve 


Denizleşmeyi bekleyen binlerce gönül 

Bugün sevgi gömer kalbine yarın acıyı, 

her ikisi yıllar bir anneyi çünkü o ası 


Gök gibidir yüreği annenin, toprak bazen

Suyunu, güneşini esirgemeyen bir gök 

Kalbine aldığı her darbeyle toprak, o as 


Ağlasa da becerir gülmeyi aşkla, şevkle, 

Püflemeden dudaklarını, kalkar, kalkar...

Soluksuz koşar ardı sıra fikirle hem şevkle 

Çünkü bir anne as,  en enda nimet o as


Ey insan! Aklın firar gönlün sükut, bu aleni 

Çünkü yok muazzamı annenin, bedri, şemsi

Yok onun gibi bir cevher çünkü asın ası


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...