Ana içeriğe atla

Der'i Mefâsid

Yollar, yollar ve yol. Bazen hüznü barındırırken insandan bir şeyleri alıp, bir şeyler vermeyi vadedendir. Hayat kendi kurallarıyla kendi ev sahipliğini yaparak ağarlarken sofradan kimin kalkmasının gerekliliği konusunda ne en yaşlısı ne en genci olarak karar vermediğine göre, nasıl bir mekanizmayla inşasını bize izhar eder? Ne der? Soluğun ensemizde hissedilmesi her an, anbean, her zerrede esrarın mihengini bütün duyularımıza ünleyerek kendi sesini ve götürmek isterken bizi, bizim istemediğimiz herhangi bir yer olsa dahi.
Bir yol var ve fakat sonunda uçsuz bucaksız bir kıyı ve şeridinde herhangi bir sınır barındırmayan. 
Bir yol var ve ancak, fakatlara takılı kalmış, debdebe içerisinde boğarken kendini, kendiyle birlikte, beraberliği de götüren, buna asla bir katre de olsa göz yaşı dökmeyen, dökmeye çalışanın varlığını bilip, herhangi bir hisle arkasına dönüp baktığında kimseyi göremediğini anladığında, anlamın izharında habis bir şey olduğunu bilerek "elbet bir hinlik vardır seni sevişimde" müdrik bir hal ile, aslında aslolanın kalde değil halde olduğunu duyumsamış olmanın gururunu yaşayarak. 
Bir yol elbette ki var, hep vardı, var olacak inanmayana inatla ve onlara rağmen. Bu yol, yolcusuna elbet günü gelende şerefle açılacak, şerefli bir şekilde, şerefine yakışır bir halle uğurlarken bunun veda olduğunu yol bitende anlaşılacak. 
Ha tabi, hep başka yollarda olacak, ancak tek bir ancaklığa açılacak olan "âhir tarik" ile müsemma olana, açılacak yollar. Bundan olsa gerek her yol, diğerine gebe değilse, nedendir "tarladır, istediğiniz gibi ekip, biçiniz" nidası. Zamanı gelene kadar biçmeye ve ekmeye devam edilecek elbet. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...