Yollar, yollar ve yol. Bazen hüznü barındırırken insandan bir şeyleri alıp, bir şeyler vermeyi vadedendir. Hayat kendi kurallarıyla kendi ev sahipliğini yaparak ağarlarken sofradan kimin kalkmasının gerekliliği konusunda ne en yaşlısı ne en genci olarak karar vermediğine göre, nasıl bir mekanizmayla inşasını bize izhar eder? Ne der? Soluğun ensemizde hissedilmesi her an, anbean, her zerrede esrarın mihengini bütün duyularımıza ünleyerek kendi sesini ve götürmek isterken bizi, bizim istemediğimiz herhangi bir yer olsa dahi.
Bir yol var ve fakat sonunda uçsuz bucaksız bir kıyı ve şeridinde herhangi bir sınır barındırmayan.
Bir yol var ve ancak, fakatlara takılı kalmış, debdebe içerisinde boğarken kendini, kendiyle birlikte, beraberliği de götüren, buna asla bir katre de olsa göz yaşı dökmeyen, dökmeye çalışanın varlığını bilip, herhangi bir hisle arkasına dönüp baktığında kimseyi göremediğini anladığında, anlamın izharında habis bir şey olduğunu bilerek "elbet bir hinlik vardır seni sevişimde" müdrik bir hal ile, aslında aslolanın kalde değil halde olduğunu duyumsamış olmanın gururunu yaşayarak.
Bir yol elbette ki var, hep vardı, var olacak inanmayana inatla ve onlara rağmen. Bu yol, yolcusuna elbet günü gelende şerefle açılacak, şerefli bir şekilde, şerefine yakışır bir halle uğurlarken bunun veda olduğunu yol bitende anlaşılacak.
Ha tabi, hep başka yollarda olacak, ancak tek bir ancaklığa açılacak olan "âhir tarik" ile müsemma olana, açılacak yollar. Bundan olsa gerek her yol, diğerine gebe değilse, nedendir "tarladır, istediğiniz gibi ekip, biçiniz" nidası. Zamanı gelene kadar biçmeye ve ekmeye devam edilecek elbet.
Yorumlar
Yorum Gönder