Ana içeriğe atla

BİLEŞKE

 Müzik: Thurisaz - Tangram 

  Fakat anlıyoruz ve idrak ediyoruz ki, her cihette varsın, sevgin var muhabbetin ve parçan. Bir el işlemiş, aynı el dikmiş; usta bir...
  Ey Ustam! Ey bütün sanatların Piri! Ey bütün sebebleri birbirine meftun eden Zat! Bildir ve öğret. Talim nedir? Muallim kimdir, kim kime baktığında ne görür, ne ile yaşar, ne ile dirilir insan! Marifet basamağına nasıl ulaşılır? Nasıl tanınır kendimiz? Nedir ben kimim'in cevabı?
  Böyle suallerle şişirirken beynimi onlarca şey kaybederim yolda giderken; atarken adımlarıma bakarak mesela. Yahut giderken bütün gidişler içimeyken, dışarıyı görüşüm. Görüyorum. Gidiyorum. Gideceğim...
  Gitmek, sana gitmek derken kendime gelmekten bahsediyorum. Sana gidiyorum, gittikçe kendime geliyorum. Yani kendime gelebilmem için gitmem gerekir. Durmamak hep ilerlemek bir hayale öte. Gerçekleştiğinde o hayal bir başkasına sonra başkası... O kadar kendime gelmeliyim ki, artık tamamen açık olmalı her şey, bariz, görünür ve hatta aşikar.
  İşte bu rüya geçmişimin içinden çekilen bir kıldan ibaret sadece. Şimdi o yağı bulmalı, ki çekelim yağı kenara. Ortada kalan kıl olsun sadece. 
  Kıl deyip geçmemeli, dünyanın ağacıdır o. Yani hayat vereni herkese ve herşeye. Bahşinde kazanılmış yarışın beleş bir bahşişi. İşte kılda vücut için öyle. Nefes al ve ver. Almasa ölüm. 
  Ölüm ki bir gidiş belki, belkisi şu: geliş. Gidişle ölüm olmaz, aksinde gelişle olur. Ağaç, ölüm ve hayat tek gerçeğimiz ve hatta sermayemiz. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...