Ana içeriğe atla

NİYET III

Müzik olarak: Requiem for a dream iyi dinlemeler ve okumalar.

Ellerim birbirine kenetlenince 
Aklımda memnu efkarın nüveleri 
Çalkantılı dünyanın çalında kan 
Kan akar, damar tutar 
Ama dile her şey kolay
Bir olay, hep zamanın tazeliğinde 
Bir o lay, hep zam, anın kepazeliğinde
...

  Bükülü kollarımla karşısındayım okyanusun. Okyanus deyip geçmez insan. Çünkü insanı çeker ve boğar, hatta yosunlaştırır zamanla, bir artık olur balıkların midesinde, kapış kapış gider. Çünkü batan geminin mallarıdır bu artık. 
 Onlardan sayılı olarak var, sonsuz değil elbet, fakat kim uğraşır saymaya. Kim uğraşır yoklamayla, imzayla. Var mı tabiatta insandan başka? İlk ve son türüyüz belkide. Çünkü özel ve sınırsız bir "ilim" sıfatına, bilim gözüyle bakıyoruz. Bakmalıyız da, bakılmalı hatta. 
 Sonra dünyamız çoğunluğu sudan, topraktan, hava falan. İnsan da keza bunlardan mürekkep, sudan, topraktan, bazen barut ve ateşten. Fakat ateşi ve barutu ayrı ayrı tutulunca su manidar, da birleşince pek işe yaradığı söylenilemez, şayet o su sevmek, hayat ve merhamet duygularını ifade ederse istisna. 
  Oysa genellemeler genellikle kusur barındırır. Bundan dolayıdır ya istisnalar, ve hata olmayışını isbat için kaideyi bozmaz cümlesinin konduruluşu. Kondurulur ve şöhret bulur ve dahası ün kazanır, sonra bütün herşey ona sığındırılmaya çalışılır. Bazen cümle onunla başlar, bazen onunla biter, öyle bir ün... 
  Bu ünün kelimede ne işi var demeyiz, biz de direk bir şeyler kondururuz altına.. aa böylemiş gerçekten falanlar, falan. Bir hakikat varsa ortada, keza aklın yolu birdir, yani anlar insanlar... Ne de olsa insanlar anlamak için varlar ve varlar, dahi anlıyorlar. 
  
  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...