Ana içeriğe atla

NİYET IV

  Müzik Balmorhea - The Winter 
  Fakat kim olduğumu umursasam, öyle adım atarım ha böyle atarım ve demem böyle olmalıydı diye. Öyle oldu. Oluş bir kemali barındırır, ölüş ve sokağın çıkmaz oluşu da buna dahil. İşte bundandır "çıkmaz yoktur, kemal vardır" denilişi. Madem ki kemal var, kemaliyetin getirmiş olduğu cabalığın olması bir boşunalık gibi görünse de, -hiç bir boşunalığın olmayışı barizdi.- değildir. Bu sebepler dairesi içerisinde hareket eden bütün kainatın, noktasız olarak boşunalığına hüküm vermek akıl karı olmasa gerek. Bundan sebep her sebebin dahi sebepleri olabilir, vardır da. 
 Fikrimi söylemiyorum, söylediklerim gördüklerim. Yanlış görüyor olabilir, yanılıyor da olabilirim. Veya kandırılmış yani belki mesele bende değil. 
  Mesela yolda kalmışım, bir yola kalmışım, yol da bana kalmış. Kalışmış oluyoruz birbirimize. Gidiyorum yine o yoldayım, kalıyorum o yolda. Bilinçle yahut bilinçsiz. Fakat bir gidiş var, dönüş olsa dahi bir gidiş. Nihai noktamızı görmek için. Sadece ve sadece şahit olmak için o anımıza. Kendimize anlatmak için kendimizi, ateşin yakışındaki acıyı, Kevser'in güzel oluşunu. 
 Soyutluğu somutlukla hissiderek, içine katarak gördüklerimizi bütüncül bir bakış açısıyla kuşun. Yaşıyorumu hissetmek ve bilmek arkasındaki sırrı. 42'mi yoksa 40'mı yoksa her kemalde elbet zeval var mı? Anlaşılmalı gidişin içinde kaybolan aklı bularak, ama nasıl? Nerede kaybolmuş. Nereye gitmiş habersiz, elçiden izin almadan. İzin mi almalı, alınmalı. Bütün gidişlerde? O zaman ölüm bir gidiş mi, kalış mı, varış mı, ders mi yoksa ibret veya hakikat mi? Bilmiyorum kişilere göre değişiyor. Ve mısralarına şahit oluyorum sonra İsmet Özel'in "Ölüyoruz, demek ki yaşanılacak...".

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...