Ana içeriğe atla

NİYET II

  Bugün ise Max Herman - Unbroken eseri var, iyi dinlemeler ve okumalar.
  Her herin, hiç hiçin anını yansıtıyorsa ve var varın, yokta yokun, bir ölüm olur. Geri kalan herşey gider zamanla. Zaman alır bizi bizden ve vericidir bizi bize. bunlar demek oluyor ki: her şeyin, iki yüzü var, var elbet. Çünkü zıttıyetin isbatı zamanında olmakla meşhur. Ve bunlardan bazıları var ki, aşk gibi zıttı nefretle bilinse de bu olsa olsa ğalatı meşhurdur. Aşkın zıttı yoktur. Onu bulanın bulacağı bir şey kalmamıştır. Onu kaybedeni olmamıştır. O var ile yokun arafında kelli felli büstleriyle meşhurdur. Her ona ulaşanın resmini tasvir eder sonra onu kültleştirir. İnsanlar zıtlıkların varlığını isbat edince, isbat edeni varlığını değerlendirmek için bir put veya heykelini yapar ve diker, fakat aşk öylemi, aşkın büstü hele ki hiç. 
  Her birimiz ona ulaşmakla görevliyiz, tek görevimiz o, aşkınlığa erişmek, sağlam temellilik onu yok eder, bilim falan adamdan saymaz yahut hastalık olarak görür. Bir dert olabilir fakat asla hastalık, hele yokluğunu tartışmak saçmalık, yaşamayan ne bilir ki? 
  Doğru ya, yaşamayan ne bilir. Oysa çoğumuz yaşasakta bilmiyoruz. İdrak sorunu yaşıyoruz demiyorum. Bilakis aşırı hortlamış idrakten hastalık kapıyoruz. Mesela bir virüsü ya bir ayak kapar yahut bir fikir. Ayağın olanı temizlenir, fakat o ayağı o fikir kaptırmışsa hep kapar. 
  Sonra birde aşktan gelen şeylerin zıttiyetleri yoktur. Mesela onun acısı, mayhoş tadında, gören mazoşist zannedebilir, fakat o acı ve elemin şifasını asla istemez kişi, çünkü bilir: onun tadılışı süreklilik arz etmez. Arz ettiği şeyin o an kıymetinin ve tadının çıkarılması gerekir. 
  Kıymet ve tad meselesi herşey ve zaman için geçerli olsa gerektir. Çünkü bir an, sadece ve fakat o an vardır bütün bütünlüğü ve içtenliğiyle. Başka zaman, yani önümüzdeki başka her hangi bir zaman o zaman olmaz asla... Bütün anlarımızın değerli oluşu bundandır elbet.
  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...