Belki dinleyerek okumak istersin diye ya da sonra dinlersin sen bilirsin: Ludovico Einaudi - Logos
Bütün kimliklerin kendine has bir kodu mevcut kainatta eksiksiz ve geniş, hepsi kendi biçiminde, ancak sonsuzluk deyince akıl durmak ister önce ve yutkunur kendince, şaşar bazen sonra yoksunluğunu anlar. Bu manayı hazımsayamaz ve öylece kalakalır sonsuzluk. Ona bir işaret veririz ve isim, bütün tanımların bir ismi mevcut ve aksi(her ismin bir tanımı). Ama o oyun burada geçerli değil, çünkü burası bir istisna; bilinmeze biz isim veremeyiz, bilinmez'e "bilinmez" ismini veren el bizden üstün olmalı, çok da egoist ve kibirli olmaya gerek yok, ne de olsa sadece "insan işte" diyip geçmekte ayrı bir zulümdür; ancak pire piredir, deve de deve, insan da keza insan, yani bir damla kan ve bin endişe bileşkesi ve en ücra hazların esamesinin madarası bazen, tekdüzeliğin ansırması bazen de, bazen ise gerçeğin medarı yani hakikatin efendisi, derken işte üst insan: astları olan.
Ve gözlerimi açtığımda gördüğüm:
" Burası dünya ", doğallığı tamamen bozuk değil; hayvanlar konuşuyorlar hala, ağaçlar nefes alıyor, dört mevsimi tam yaşıyoruz diyemiyorum ama kısmen yaşıyoruz ve insanlar, hala oradan oraya dönüp dolaşıyor/z her zamanki gibi sağa sola bakıp anlamaya çalışmaya çalışıyoruz ve bakakalıyoruz bazen ve onun için belki de 5, 6 çağ yaşamışız, -son çağlar biraz hızlı ilerlese de- devam yaşamaya her şeye rağmen, derken mesela ölümlere, kalımlara, hüzün, gam, keder, endişe... 'lere rağmen, çünkü uslanmaz, haylaz ve yaramaz bir çocuk gibiyiz burada ve bazı şeylerin idrakinden yoksunluğumuz sebebiyle(ama böyle de güzel, eğlenceli ve değer görmeye, yaşamaya ve en önemlisi hissetmeye) "ve biz artık çok sıkıldık" sıkılıyoruz, değişimin olup olmaması; hızın artıp yavaşlaması buna engel değil malesef, çünkü aradığımız şeyler için çalışıyoruz ya da gerçekten ne aradığımızı bile bilmememizden mi kaynaklı bu? Belki.
Sıkılmamızın en büyük nedenlerinden birisi "ölüm"ü göz önünde bulundurmamamızdan kaynaklı olsa gerek. Yoksa bu zemin üzerine kurulan, bunun bilincinde olarak hareket eden bir yaşam ünitesi yaptığı şeyleri öylesine ve çalakalem(tabir yerindeyse) yapmaz, bir bilince sahiptir ve sahip olduklarının bilincine, bunların farkındalığı tek bir zamanının bile önemsiz olmayacağını/olamayacağını bize sunar. Ki bu bilinç garbın "carpe diem"inin ve şarkın da "ibnü-l vakt"inin önemini vurgular ve der: fark et, bilincine var, anlamlandır, yaşa ve hisset, zaten mutluluk denilen şey bu anlamda değil mi ki ?
Ve ruhumu açtığımda gördüğüm:
Her zaman iyi bir roman yazmak istemiştim, birkaç denemeden sonra bıraktım ve şimdi düşünüyorum da belki de en iyi ve tek romanım "yaşamım" olmasıdır.
Bu yazıp, paylaştığım ilk blog'um, bundan sonra her Cuma günü kendimden bir parça buraya koymak niyetindeyim.
Belki de aklına takılmıştır:
" ayende " kelimesi "ayende ve revende" bileşkesinin bir cüzü, bu deyim gelen ve giden anlamına gelmekte, farkındalığımın oluşturduğu bilinçle yola devam edersem; geldim, buradayım bütün eksikliğimin dışında olan kemaliyetimle, gelmek boşa olma-boşa olmaz, hatta hiç birşey boşa olmaz- dığı için ve farkında olduğum eksikliğimin ne olduğunu bulmak, araştırmak için belirli bir zamanım (bence meçhul tabi) var, bu zamanımı duyduğum, gördüğüm, hissettiğim bir şeyi bulmak uğruna harcayarak, o şeyin hakikatini bulma gayesiyle bir o yana bir bu yana savrulduğum bu dünyada, bulmak istediğim şeyin benden gidişinin yani kaçışının ve benim de onu yakalamaya çalışmamın hikayesinin bir fragmanından esinlenilmek istenilerek seçilmiştir. İşte ayende benim gözümde kısmen bu.
Yorumlar
Yorum Gönder