Ana içeriğe atla

SADE BAKIŞ

  Musikî: Farid Farjad - Kordi
  Bu dünya da, burda tam da bir şeyler oluyor. Bir şair çıkıyor diyor ki: "insanlar neden taş gibi yabancı", bunun bir çünküsü var söylenilmesi gereken: çünkü insan araç olan şeyleri yaşarken, onu geçiştirmeye; hep geçiştirmeye, yok etmeye o anı adapte etmeye çalışıyorken; diğer cenahtaki insanlardan gelen fikir; avuntu, kuruntu, tutuklu, kutuplu... Gibi minvallerle karşı karşıya kalıyor. İşte bu kalış, yakarış, tutunuş, direniş bir yere odaklarken kişiyi, en önemli odak noktasını görmez, onu yok, "hangi"lemekle var etmemeye çalışıyor bir yerden.
  Oysa bu karmaşıklığa sürüklenen günümüz insanı, hedef belli, yol belli, güçte öyle. Ama neyin direnmesi, neye, neyi yok etmek emel? Edilse şayet, yok mu olacak? Mesela yok ettiğimiz zamanımız, yok olan, boşa ve beyhude olan zamanlarımız bize neyi anlatır? Neyi anlatır acımızı yaşamamak, mutluluğu da öyle? Neyi anlatır geçiştirmek "bilmem"lerle, bilmiyorumlarla geçiştirmek bir sorunun cevabını. Diyenler var: hayırlamak kişiyi, üzmez! Evetlemekte; kişiyi belirsizlik üzer, görememek, anlayamamak, ne yapacağını bilememek, bilse bile adım atamamak, yoklayamamak, saklayamamak üzer. Ama şu gerçek: kişi üzülür elbet. Fakat yaşanmalı o en ince ayrıntısına kadar. Hatta ağlanmalı büyük bir yüreklilikle, sarılmalı yanındakine, tanıdık olmasa bile veya tam tersi olarak, gülünmeli. 
  Böyle olmazsa şayet hep birikir, birikir, birikir ve patlar birgün o yanardağ, zarar verir nihayetinde her yöne, yönüne. Dahi ayırt etmeksizin kimseyi ve şeyi. 
  Şey, işte böyle birşey.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...