Ana içeriğe atla

SORGUÇ

  Müzik olarak: prvrln - не с тобой
  Hakim çıkar, gelir. Yanında yargıcı, savcı, davacı ve avukatlarla. Cevap vermen gerekmez, avukat tutman da. Haklıysan ve biliyorsan bunu kalbinle. Gülümsersin sadece ve anlaşılır meram. 
  Konuşur bütün kainat, anlatır derdini, alıcı alacağını almaya gelmiştir, verici de vereceğini vermeye gelmiştir. Gelirler, giderler hesaplanır, yazılır, çizilir. Boyası kalkar suretlerin, siretlerin ifşası, buram buram adem-i muamma kokar. Kokar adalet. O zaman çıkamaz adl-i susturabilecek bir güç. Çıkamaz, çünkü adl, hak ve hakkaniyet yerindedir. Yerindedir bütün her şeyin, her zaman olması gerektiği yerde olduğu gibi: akan su akmaz olmuşsa, çıkan yangın taşımışsa göklere yağmuru, şimşekler oluşmuş birbirlerini sarmaladıkları zaman, sarmallar ürperti yollayınca ve o an hatırıma gelmişse ölüm. 
  Öldüm ve kalktım. Ve düşünüyorum. Bu bu oldu, şu şu oldu. Oysa olan mı oldu, olacak olan mı oldu, olmuyor mu bu, bu işin kemali? Ve sen gelmiyor musun akla, sığınmıyor muyum kendime? Neden kendime sığınıyor neden kaçıyorum, nereye kaçabilirim? Kendimden kendime mi, kendimde olandan yine kendimde olana mı? 
Oysa niyetim seni görmekti, ölmek değil. Fakat ölmezsem nasıl görürüm seni, çekmezsem çile, cefa, eziyet. Nasıl görünür bir sevgili, seven ölmüşse nasıl yaşar ki? Rağmeni olmazsa nasıl sevilir ki? Seven usanır mı ki, sıkılır mı, güler mi? Oysa ağlamakta mutluluk olur. Çünkü sevinçten akar göz yaşları. İşte bu kısmı değil midir o mutluluğun zirvesi? 
  "Buluyorsun aradığını ve bulduğun aradığındır" şimdi fenerin ne, ne ile arıyorsun? Bunu bilmeli önce. Gönül mü, akıl mı, yoksa ruhunla mı? Akıl sorar, arar; gönül tartar, ölçer ve biçer; ruha sunar. Ruh alırsa ne ala. Yok almazsa, devam edilir yanmaya, pişmenin gerçekleşmesi için. Yoksa ne işi olur ruhun pişmemişle, yahut potansiyel pişici olmamışla. 
(Geçen hafta yapamadığım paylaşımın bahanesi, sınav haftasında olmam. Fakat bahane olmamışın göstergesiydi. "Güneş yoktu ondan pişemedim demesi gibi elmanın bir yüzünün" mesela.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...