Kırlarda dolaşıyorum, mısırların boyu yüksek boyumdan ve gördüğüm tek şey nefes nefeseliğim. Gidiyorum, ben gitmesem de beni götürüyor, götürmekte olan. Bir şeyler durmuyor ve sürekli ilerliyor, ilerliyor ve ilerliyor. Mesela bunlardan bir tanesi "zaman". Ve tutmak istediğim şeylerden de bir tanesi bu. Fakat tutsam onu yahut bir sonsuzluğum olsa bayardı sanırım. Sanıyorum çünkü, sınırlı olanda bile elde edilen bütün şeyler zaten baymıyor mu?
"Değişim olmayışı, süreklilik, arz-talep, üretim-tüketim vs. bu bütün duygusuz, acımasızlığın içinde barındırdığı eylemler" varlar ve evet olmalılar. Olan her şey bir şeyleri, ifade etmek ve anlatmak için varlar. O anda ihtiyacın olduğunda onu mutlak ve umumi şekilde ele alıp bir örnek teşkil etmek için. Tabiatın bir bildirisi bu, doğanın gözyaşları, canlıların kalbimize fısıldadıkları çığlıkları ve dahası bundan kaçmaya çalışırken, kaçacak bir yerler bulma çabamız. Bütün cinayet, katl ve caniliğimizle: bunu bazen ebeveynlerin birbirlerini öldürmesiyle, bazen ise çocuklarını diri diri kara toprağa gömmeleriyle görüyoruz. Görüşle birlikte birde kınıyor, küçümsüyor, acıyor, düşünüyor, reklam verip propagandalar yapıyor fakat hiçbir çözüme gitmiyor, hiçbir çözüm sunmuyor, hiçbir gayret göstermiyor "ah, ah", "vah vah", "hadi ya"larla üzüntü bildirgesi sunuyoruz. Çünkü böyle yapılmasını öğreniyoruz, öğrettiler, fakat düşünmedik, sadece aldık ve kabul ettik.
Belki de etmeliyiz, yani sadece ne yaptığımızı fark etsek ve dönüp baksak "görmüş olacağızda" yapmıyoruz, yapamıyoruz. Fakat anlicaz birgün. Umalım ki, o gün, son günden önceki günlerden biri olsun.
Yani iyi ki "ölüm" var. Yoksa bu kadar cinneti kaldıramaz, hiçbir organımız.
Yorumlar
Yorum Gönder