Ana içeriğe atla

KAÇIŞ

  Kırlarda dolaşıyorum, mısırların boyu yüksek boyumdan ve gördüğüm tek şey nefes nefeseliğim. Gidiyorum, ben gitmesem de beni götürüyor, götürmekte olan. Bir şeyler durmuyor ve sürekli ilerliyor, ilerliyor ve ilerliyor. Mesela bunlardan bir tanesi "zaman". Ve tutmak istediğim şeylerden de bir tanesi bu. Fakat tutsam onu yahut bir sonsuzluğum olsa bayardı sanırım. Sanıyorum çünkü, sınırlı olanda bile elde edilen bütün şeyler zaten baymıyor mu? 
  "Değişim olmayışı, süreklilik, arz-talep, üretim-tüketim vs. bu bütün duygusuz, acımasızlığın içinde barındırdığı eylemler" varlar ve evet olmalılar. Olan her şey bir şeyleri, ifade etmek ve anlatmak için varlar. O anda ihtiyacın olduğunda onu mutlak ve umumi şekilde ele alıp bir örnek teşkil etmek için. Tabiatın bir bildirisi bu, doğanın gözyaşları, canlıların kalbimize fısıldadıkları çığlıkları ve dahası bundan kaçmaya çalışırken, kaçacak bir yerler bulma çabamız. Bütün cinayet, katl ve caniliğimizle: bunu bazen ebeveynlerin birbirlerini öldürmesiyle, bazen ise çocuklarını diri diri kara toprağa gömmeleriyle görüyoruz. Görüşle birlikte birde kınıyor, küçümsüyor, acıyor, düşünüyor, reklam verip propagandalar yapıyor fakat hiçbir çözüme gitmiyor, hiçbir çözüm sunmuyor, hiçbir gayret göstermiyor "ah, ah", "vah vah", "hadi ya"larla üzüntü bildirgesi sunuyoruz. Çünkü böyle yapılmasını öğreniyoruz, öğrettiler, fakat düşünmedik, sadece aldık ve kabul ettik. 
  Belki de etmeliyiz, yani sadece ne yaptığımızı fark etsek ve dönüp baksak "görmüş olacağızda" yapmıyoruz, yapamıyoruz. Fakat anlicaz birgün. Umalım ki, o gün, son günden önceki günlerden biri olsun. 
  Yani iyi ki "ölüm" var. Yoksa bu kadar cinneti kaldıramaz, hiçbir organımız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...