Ana içeriğe atla

DOĞUM

  Doğuranın ve doğanın olduğu, doğanın doğmuşlardan herhangi birine muhtaç olduğu ve diğer yandan doğuranın doğana muhtaç olduğu, bu muhtaçlığın süre gelen "sanki içeriden mektup yazdım","doğurmak mecburiyetinde değildi"... Gibi zaviyelerin anlamsızlığını, bir yerde hakkı olduğu halde vazgeçmeye, diğer yönden hakkı olmadığı halde yine hak talep etmeye benzer ki, hiçbir bir, bir ikinciyi kabul edecek değildir. Bu insansa önce "ben" der. (Yerine göre denilmeli.) Fakat her insanın kuvve-i manevîsi "isâr"ı kaldırabilecek kuvvette değildir. 
  Anlamak istemez mesela, veya doyumsamak, itminân-ı derûnunun ya da, önemli değildir çünkü. "Mış gibi"likler içinde çırpınan günümüz insanı, gebe olduğu "erdem"i arayışa sürüklerken tini, oyalanmalı elbet ve anlam, geçirmeli halhalını ayağına -yani hakikatinin- insanın. Yoksa zıtlıkları meydana çıkaran yine zıtlık olmazdı sanırım. Zıtlığın olmayıp, "ben, sen, o..." Gibi ayrımların mevcut olmadığı bir diyar var. Bu diyar, diyar diyar dolandıran insanı ve sonra aklın: "buldum işte" dediği, yahut bu gibi cümleleri sarfa meyl ettiği anda. "Bir dur"u hak ettin diye mukabele edecek, burdan asla geçemezsin, geçmeye azmette gör, nasılda kaynar ve yok olur o benim dediğin. Heyhat! Sarkan bıçağın karşıya değilde kendiyle kendine giriştiği, bütün anlamın varlığını anlamsızlıkta bulmaya çalıştığı, anlamı da büsbütün yere göre sığdıramadığı, sığdırmak için sadece sadedin meydana çıkacağı, bütün çıkmışlıkları geride bırakacak bir derin muhtevâ. Ki, arasında bulsun, bulabilecek olan. Ki, ersin mertebesine. Buna heves etmek ne görevidir mistisizmin ne de hedonizmin ve dahi fiziğin. 
  Araç-amaç hatta, gaye ilişkileri içinde çırpınan buhranlı gönüller, birgün oturtursa, "hangi" diyerek yok ettiği, nesneyi yahut eşyâ-yı, işte o vakit, ayan beyan edilmesine beyanın ayan edilmesine, ve bu gibi çalışmaların idamesine hiçbir uğraşıya gerek kalmayacaktır. Kalmayacak, çünkü, ölümün de yok olacağı bir evre görecek bu doğum, işte bu doğum ve ölüm. 
  Doğum ve/veya ölüm, ölüm mü doğum, doğum mu ölüm yoksa doğ mu öl, öl mü doğ yahut sağ mı var, var mı sağ, işte bunda bir "ol" var. 
  Sen sağ ol mu, var ol mu?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kanevsky'den Devşirilenler ve Kaybedilen Aşkına

"Bir gün insan “virgül”ü kaybetti, o zaman zor ve uzun cümlelerden korkar oldu ve basit ifadeler kullanmaya başladı. Cümleleri basitleşince, düşünceleri de basitleşti. Bir başka gün ise “ünlem” işaretini kaybetti. Alçak bir sesle ve ses tonunu değiştirmeden konuşmaya başladı. Artık ne bir şeye kızıyor, ne de bir şeye seviniyordu. Hiçbir şey onda en ufak bir heyecan uyandırmıyordu. Bir süre sonra da “soru işaretini” kaybetti ve artık soru sormaz oldu. Hiçbir şey ama hiçbir şey onu ilgilendirmiyordu. Ne kâinat, ne dünya ne kendisi umurundaydı. Birkaç sene sonra “iki nokta üst üste” işaretini kaybetti ve davranış nedenlerini başkalarına açıklamaktan vazgeçti. Ömrünün sonuna doğru elinde yalnız “tırnak işaretleri” kalmıştı. Kendine has tek düşüncesi yoktu. Yalnız başkalarının düşüncelerini tekrarlıyordu. Sıra “nokta”ya geldiğinde düşünmeyi ve okumayı unutmuş vaziyetteydi." demiş Alex Kanevsky. Bazı noktalarında haklı, bazıları muhtemel, diğer bazılarında ise haklılık payı var gib...

Ferit KAM - Kabristan

Ey mebde-i vücûdun serhadd-i intihâsı Ey sâfilîne Hakk'ın dünyâda son nidâsı. (Ey varlığın başlangıcının bitiş noktası  Ey insanlara (aşağıdakiler) Hak'kın dünyada son nidası) Ey çehre-i şuûnun çîn-i cebîn-i hüznü, Ey kâinât-ı hüznün sûzişli bir bükâsı. (Ey olayların hasıl ettiği kırışık üzüntülü alın  Ey hüzün âleminin oldurduğu dokunaklı ağlayış) Fikrimce varsa sensin mihnet - sarây-ı dehrin, Azâde-i gavâil bir cây-ı dil küşası. (Dünyanın sıkıntı yerinde fikrimce sen varsın  Dert ve sıkıntıdan uzak, gönül açıcı yeri) Bir meclis-i kazâsın hükmünle mün'akittir,  Bu cenk-i bîmeâlin sulh-ı ebed-nümâsı. (Bir kaza yerisin akdedilmiş hükmünle Bu manasız kavgaların ebedi barış yeri) Ey neşvenin, gumûmun me'vây-ı vâpesîni,  Ey cuşûş-ü sükûnun âğuş-ı ilticâsı. (Ey neşe ve kederlerin son sığınağı  Ey sessizlik ve sakinliğin sığınma yeri) Bahs-ı hakîkatındır mebhût eden cihânı,  Ey mebde-ü meâdın meydân-ı iltikâsı. (Cihanı hayrete düşüren hakikat bahsindir ...

Süleyman Nazif'e ithaf*

Günün şerefini şeref yoksunlarına kaptırıp, attırıp haysiyetini herhangi bir köprüden'çün  Çalab'a çalım satmaya ruhunu kattırıp  evrensel mizanpajın sürgüsünü yağlamak'çün  Bilmiyorlar  Ama bilsinler: ne düşerse talihe, odur ancak  görülebilen. Kuşsa kuş değil, gülse gül değil  Bir şeyin, zamanın tümelliğinde hepten "değil". Değilin değili fakat ve ancak tikelliğinde'çün.  Bir zamanlar  Aşkın hapishanesinde bir hükümlü; yükümlü yapmakla, bir insan evladının kaldıramayacağı, büklüm büklüm olup yalnızca zamanı sığınak, bir kurtuluş yeri olacağını anladığında; kün! Sonra dediler:  Bu zamana hapsolan ancak ve sadece oğludur. Hem değil mi kelîmî** ve dahi yanına çıkabilecek  Ondan ona, ondanda arza endamıyle boylayacak hem de miladında miâdının "aha başladı işte bugün" gün, günlerden bugün olunca bir bayramdır ne gerisin geri gelecek olanını, ne de gidecek. Gün              ...